Seyahat etmeyi uzun süre bir liste gibi gördüm: görülecek yerler, fotoğraflanacak köşeler, kaçırılmaması gereken anlar. Sonra fark ettim ki en çok hatırladığım anların hiçbiri o listede yoktu.
Plan kadar, planı bozmak da güzel
Bir şehre yavaş varmak demek, sabahı tek bir kahvehanede geçirmeyi göze almak demek. O kahvenin müdavimlerini izlemek, garsonun yüzündeki yorgunluğu fark etmek, dışarıda yağmurun başlamasını beklemek.
Bir şehri tanımak, onun meydanlarından çok, ara sokaklarında kaybolmaktan geçiyor.
İşte o bekleyişlerde şehir kendini açıyor. Aceleyle geçilen bir sokak yalnızca bir geçittir; oturup baktığınız bir sokak ise bir hikâye.
Yanımda hep bir defter
Her yolculuğa küçük bir defter götürürüm. Fotoğraf çekmek yerine, bazen sadece bir cümle yazarım: "Bu sabah deniz çok sessizdi." Yıllar sonra o tek cümle, yüzlerce fotoğraftan daha çok şey hatırlatıyor.
Yavaş seyahat, tıpkı yavaş okumak ve sabırla pişirmek gibi, aynı şeyi fısıldıyor bana: acele etme, dikkatle bak, oradayken orada ol. Galiba iyi yaşamak da bundan ibaret.
Yazıyı sevdiyseniz bana yazın.